• Votre magasin informatique préféré du région!
  • Appelez notre expert : 067 21 33 12

Anadilde Konuşmak Anasütü Kadar Helâldir: TBMM’deki Yasak Ayıbı ve Büyük Oyun

Anadilde Konuşmak Anasütü Kadar Helâldir: TBMM’deki Yasak Ayıbı ve Büyük Oyun

2025’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hâlâ “ana dilde konuşma” tartışılıyorsa, yalnızca bir prosedür krizi değil, ahlaki bir çöküş yaşıyoruz demektir. Komisyon salonunda Kürtçe kelimeler dudaklardan dökülür dökülmez mikrofonların kısılması, uyarılar, “kural” diye diye insan onurunun bastırılması… Bütün bunlar, “milli birlik” adını taşıyan bir toplantıyı milli utanca dönüştürüyor. Çünkü anadilde konuşmak anasütü kadar helâldir; helâl olanı yasaklayan her düzenek, önce vicdanda, sonra tarihte iflas eder.

Dilin Hakkı, İnsanlık Onurunun Asgarisidir

Anadil: bir devlet lütfu, bir siyasi koz, müzakere masasında ileri geri çekilecek bir jeton değildir. Anadil, ilk ninnidir; evdeki ilk bakış, ilk “anne” sesidir. Meclis’te Kürtçe’ye tahammül edemeyen zihniyet, aslında insanın kendi kök sesiyle kurduğu bağa tahammül edemiyor. “Kural” denilen şeye sığınanlar şunu bilsin: Kural, insanı yaşatmak içindir; insanı susturmak için değil. Kuralları gerekçe yapıp anadili dışarıda bırakan her yapı, özü itibarıyla adaletten değil yasaktan beslenir.

Ekrandaki Gösteri, Masanın Altındaki Mutabakat

Komisyon salonunda yaşananlar, benim kanaatime göre, ekranlara oynanan bir perde. “Bakın ne kadar ilkeli davranıyoruz!” diyenler, kameralar kapanınca masa altından aynı dosyaya imza atıyor. İddiam şu: Türkiye’nin Kürt meselesinde bugün yaşadığı zikzaklar, Ankara–İmralı–Washington hattında çoktan çizilmiş sınırların gösterişli inkârıdır.

  • Bir gün “asla olmaz” denir, ertesi gün bir yargı paketiyle hava yumuşatılır.

  • Bir yanda “Kürtçe’ye müsaade yok” denir, öte yanda bir temas kanalı sessizce açık tutulur.

  • Ekonomide dış desteğe ihtiyaç arttıkça, dış politikada atılan adımlar içerideki dile, kültüre ve haklara pazarlık unsuru yapılır.

Bu yüzden Meclis’teki yasak, aslında sahne arkası mutabakatların gölgesidir. Kamuoyu önünde sert, kapalı kapılar ardında yumuşak; gündüz “yasak”, gece “müzakere”. Özetle: ekran oyunu.

Neden Israrla Yasak?

Çünkü dil, iktidar için en ucuz ama en etkili koz. Bir izleyici kitlesine “bakın geri adım atmadık” mesajı vermek istiyorsanız, mikrofonu kısmak kolaydır. Oysa gerçek cesaret, mikrofonu açıp “buyurun, kendi dilinizle anlatın” diyebilmektir. Yasak, zayıflığın gürültüsüdür; özgüvenin sesi ise çoğulluğu taşır.

Annelerin Sesi: “Çocuklarımızı Değil, Silahları Toprağa Gömün”

O salonda en sahici sözleri yine anneler söyledi: “Analar ağlamasın, silahlar sussun.” Bu cümle, bir siyasi slogan değil; yıllara yayılan bir ağıtın özeti. “Kimse çocuklarını ölüm için büyütmedi” diyen bir annenin dili, hangi “kural”la susturulabilir? Eğer bu ülkede bir “milli dayanışma”dan söz edilecekse, başlangıç noktası annelerin gözyaşıyla temizlenmiş kelimeler olmalı. Kürtçe bir “merheba”yı (merhaba) bile çok gören yaklaşımla barış kelimesini aynı cümleye koyamazsınız.

Büyük Resim: İnkârın Ekonomisi, Oyalamanın Siyaseti

Bu yasakçı dil, yalnızca kültürel bir körlük değil; kriz yönetimi adı altında sürdürülen bir oyalama siyasetinin parçası. Ekonomide sıkışmışlığın faturası, içeride güvenlikçi söylemle kapatılmaya çalışılıyor. Ne zaman dışarıdan bir “destek” aransa, içeride “sertlik” dozu artıyor; ne zaman dışarıda köprüler aranıp bulunuyor, içeride yumuşama sinyalleri veriliyor. Bu salınımın ortasında hakikatin başına gelen belli: Süresiz erteleme.

Asıl Cesaret Nerede?

Asıl cesaret:

  1. TBMM kürsüsünde anadilde söz hakkını tanımakta,

  2. Kamu hizmetlerinde çokdilli erişimi güvenceye almada,

  3. Ceza infazı, ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkını evrensel standartlara çekmekte,

  4. Geçmişin hatalarını örtmek değil, Hakikat Komisyonu ile yüzleşmekte,

  5. Barış için gereken her aktörle, şeffaf ve hesap verebilir zeminde konuşmakta.

Bunlar “radikal” değil; normalin asgarisi. Anayasa kitapçığının cilası değil, içeriği önemli. Ve içerik, vatandaşı kendi diliyle tanımakla başlar.

Son Söz: Tarih Not Tutar, Vicdan Hüküm Verir

Bugün Meclis’te Kürtçe’yi susturanlar, yarın “şartlar öyle gerektiriyordu” diyecekler. O gün geldiğinde bu metinler, bu cümleler, annelerin o yanık sesi önlerine konacak. Çünkü anadilde konuşmak anasütü kadar helâldir; helâli harama çeviren her siyaset, günü kurtarsa bile tarihte mahkûm olur.

Bir ülke, vatandaşının kendi diliyle kurulmuş cümlelerinden korkmaz; tam tersine, o cümlelerle güçlenir. Eğer gerçekten barış, gerçekten kardeşlik, gerçekten demokrasi isteniyorsa, ilk yapılacak şey çok basit: Mikrofonu açın. Kürsüyü korkudan değil, adaletten yönetmeye başlayın. Ekrandaki oyunu bırakın; masanın altındaki notları değil, halkın dilini meşrulaştırın.

Çünkü hakikat şudur: Dil yasaksa, barış da yasaktır. Ve biz bu yasağı kabul etmiyoruz.

Hi, How Can We Help You?

Product Enquiry